Faili meçhul başkanlığı kuruldu ilk dosyalar belli oldu
Gülistan Doku'nun ölümüyle ilgili sır perdesinin bir başsavcının çabalarıyla 6 yıl sonra aralanmaya başlaması, kamuoyundaki beklentileri artırdı. Adalet Bakanlığı, faili meçhul suçlarla ilgili özel birim kurulmasına karar verdi. Bu ekibin inceleyeceği dosyalar da netleşmeye başladı.
5 Ocak 2020'de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra bir daha haber alınamayan Gülistan Doku'nun dosyasındaki hareketlilik ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in adımları, birçok kayıp ailesini umutlandırdı.
Bilindiği üzere 21 yaşındaki genç kızın dosyası, Tunceli Başsavcısı Ebru Cansu’nun çabaları sonucu altı yıllık sessizliğin ardından hayata döndürüldü.
Elde edilen yeni bulgular, hastane kayıtları ve telefon mesajlarının da aralarında olduğu birçok dijital izin yok edilmek istendiğini ortaya koydu.
Eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel başta olmak üzere birden fazla kamu görevlisinin işin içine girdiği ileri sürülüyor. Soruşturma kapsamında şimdiye dek 12 kişi tutuklanmış durumda.
Gelişmeler kamuoyunda geniş yankı buldu.

ÖZEL BİRİM KURULDU
23 Nisan 2026’da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü altında Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kuruldu.
Gülistan, Rabia ve Rojin'in dosyalarının öncelikli ele alınacağı anlaşıldı. Bu üç isme son olarak katili 26 yıldır bulunamayan Çağla Tuğaltay'ın da eklendiği öğrenildi.
Tuncay Sonel'in Trabzon'un Of ilçesindeki kaymakamlığı döneminde kaybolan 9 yaşındaki Yusuf Kazdal'ın ailesi de soruşturmanın yeniden ele alınmasını istedi.
Bilindiği üzere Sonel, Gülistan Doku dosyasında oğlunu karartmak için kamu görevlilerini seferber ederek delil karartmakla suçlanıyor. Baba Tahir Kazdal, bu durumun kendi dosyalarıyla ilgili akıllarında şüphelere neden olduğunu söylüyor.
RABİA NAZ VATAN
11 yaşındaki Rabia Naz Vatan, 13 Nisan 2018'de evinin önünde yaralı bulundu ve kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi. Küçük kızın başına gelenlerle ilgili farklı iddialar gündeme taşındı.

Baba Şaban Vatan’sa bu sonuca karşı çıkarak şunları öne sürdü: "Kızıma araba çarpmış ama geçirdiği çarpma ölümü ile sonuçlanacak kaza değil. Çarpanlar evimin yanına bırakarak teras kattan atlayıp intihar etmiş gibi bir hava vermeye çalıştılar. Kızım kan kaybından öldü.”
16 Temmuz 2020’de soruşturmayla ilgili takipsizlik verildi.
Açıklamada “başkası tarafından kasten ya da taksirle öldürüldüğü yönünde herhangi bir delilin tespit edilemediği” söylendi.
Rabia Naz’ın ailesi, iki ay sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
AYM: SORUŞTURMA ÖZENSİZ YÜRÜTÜLDÜ
Yüksek Mahkeme, 1 Eylül 2025'te soruşturmanın "özensiz yürütüldüğü" gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti.
Kolluk görevlilerince çok kalabalık olmasına karşın "delillerin bulunarak toplanması ve muhafaza altına alınması ile değiştirilmesinin önlenmesi amacıyla" olay yerinin koruma altına alınmadığına dikkat çekildi.
Çevrede, binada ve ikametgahta inceleme yapılırken görüntü kaydı yapılmadığı vurgulandı.
Savcının olay yerine gitmediği, kalabalığın da bölgeden uzaklaştırılmadığı belirtilen kararda "Bu durum olayın koşullarının aydınlatılmasına katkı sunması muhtemel delillerin toplanmasında özensizlik ve ciddiyetsizlik gösterildiğini ortaya koymaktadır" denildi.
‘RABİA NAZ’IN ÇANTASINI KOLLUK GÖREVLİLERİ DEĞİL, SİVİL VATANDAŞLAR BULDU’

Kararda ek olarak şu tespitler yer aldı:
- “Bu durum, çantanın sonradan çatıda ortaya çıkmasının olay yeri ve çevresinin şüpheli ölüm vakasında kontrol altına alınmamasının/muhafaza edilmemesinin yani özensizliğin ve kayıtsızlığın bir sonucu olarak gerçekleştiği yönünde güçlü bir izlenim ve çantanın alana sonradan konulduğu, varsa çanta içinde/üzerinde mevcut delillerin ortadan kaldırıldığı veya değiştirildiği yönünde haklı bir şüphe uyandırmaktadır."
‘ÇORAPLAR DELİL LİSTESİNE DAHİ KONMADI'
- “Rabia Naz'ın odasının olay gecesi birçok kişinin rahatlıkla girebileceği şekilde kontrolsüz bırakılması, günlüğün bir süre başka şahıslarca alıkonulması; hem olası başka delillerin de ihmal edilmiş hem de günlüğün tahrif edilmiş olabileceği yönünde haklı şüphe uyandırmaktadır."
Rabia Naz’ın ölümünün aydınlatılması için kritik öneme sahip olduğu anlaşılan çorapların delil listesine dahi konmadığı vurgulandı. Bazı kritik ifadelerin aylar sonra alındığına değinildi.
ŞABAN VATAN: SADECE ADALET İSTİYORUZ

Baba Vatan şöyle konuştu:
“Gülistan Doku’nun ardındaki süreç bize umut oldu. Bakan Bey’in duyarlılığının farkındayız. Çabaladık ve anlatmaya çalıştık hatta bedeller ödedik.
"Umut ediyoruz ki Gülistan’ın da bedeni inşallah bulunur. Umutluyum; gelinen süreç, tüm toplumun takibinde. Bu süreç bizim için umuttur. Sayın Bakan'ın da bu konuda tam yetkisi var. Biz de Sayın Bakan'dan bunu bekliyorduk. Bakanımız da Rabia Naz ve Rojin Kabaiş için de özel inceleme yapılacağını belirtmiş. Sadece adalet istiyoruz.”
ROJİN KABAİŞ
21 yaşındaki Rojin Kabaiş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (VYÜ) Çocuk Gelişimi Bölümü 1. sınıf öğrencisiydi. 27 Eylül 2024'te üniversite kampüsündeki kız öğrenci yurdunda annesiyle telefonda konuşurken markete gideceğini söyledi.
Ertesi gün öğlen polisler aileyi arayıp kızlarının yurda dönmediğini haber verdi.
28 Eylül 2024'te Van Gölü sahilinde genç kıza ait cep telefonu, kulaklık, kek ve bir şişe su bulundu.

Kıyafetler tamamdı, ancak sarı terlikler yoktu.
Rojin'in yüksek düzeyde şifreli olan telefonu incelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderildi. Telefonun şifresi kırılamadığı için içindeki bilgilere ulaşılamadı.
2 AYRI ERKEĞE AİT DNA BULUNDU
10 Ekim 2025'te Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesi tarafından hazırlanan rapor dosyaya girdi. Kabaiş'in göğüs ve vajina bölgesinde iki ayrı erkeğe ait DNA tespit edildiği ortaya çıktı.
Soruşturma kapsamında 195 kişinin DNA profilinin incelemeye alındığı, sonraları bu sayının Adalet Bakanlığı'nın talimatıyla 325'e yükseldiği bildirildi.
CEP TELEFONU İÇİN İSPANYA DEVREYE GİRDİ
Eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 13 Kasım 2025'te genç kızın cep telefonunun çözümü konusunda İspanyol makamlarla işbirliği yapılacağını açıkladı.
İspanyol Adalet Bakanı Felix Bolanos Garcia da “Dijital verilerin temin edilmesi işlemi polis tarafından gerçekleştirileceği için ayrıca İspanya İçişleri Bakanı'nı bilgilendirdim. Bu konuda İspanyol polisinin mümkün olan en çabuk sürede gerekli işlemleri yapması konusunda talepte bulundum” dedi.

Gülistan dosyasındaki tutuklama haberlerini görünce sevinçten ağladığını dile getiren Kabaiş, Adalet Bakanı Akın Gürlek'e teşekkür etti:
"Ben o gece çok ağladım. Sevinç gözyaşları döktüm. Kendi kendime dedim Gülistan'ınki çözüldü. İnşallah Allah'ın izniyle Rojin’inki de çözülecek. İkisi de öğretmen olacaktı. Her iki aile de fakir fukaradır. Yapan kişi cezasını çeksin.
Adalet Bakanı'na çok teşekkür ediyorum. Yani burada olsaydı gidip elini öpecektim. İnşallah Rojin’in de katilleri bulunacak. Çünkü bellidir, bu bir cinayettir. 2 erkek DNA’sı var, boğazına zarar vermişler. 18 gün boyunca o cansız beden suda olsaydı o şekli olmazdı.”
26 YILLIK SIR: ÇAĞLA TUĞALTAY
15 yaşındaki Çağla Tuğaltay, 5 Haziran 2000’de okuldan çıktıktan sonra saat 16.40 sıralarında eve döndü.
Olay Çağla'nın annesi Gülnur Tuğaltay'ın eve telefon etmesiyle ortaya çıktı. Anne Tuğaltay, uzun süre cevap alamadığı için komşusu Nilgün Çemberli'den gidip bakmasını rica etti. Çemberli, anahtarla içeri girdiğinde dehşet bir manzarayla karşılaştı.
Polis tutanaklarında kapıda herhangi bir zorlama olmadığı, evden bir şey çalınmadığı, Çağla'nın iç çamaşırının sıyrılmış olduğu ama tecavüz bulgusuna rastlanmadığı belirtildi.
2000'de düzenlenen kriminal raporda tırnak altı DNA bulunmadığı belirtildiği halde 2013'teki incelemede bunun tam tersi bir sonuç çıktı. Çağla'nın tırnak altında boğuşmaya bağlı olarak yabancı bir erkeğe ait DNA tespit edildi.
Hem DNA hem de binanın girişindeki kan lekesinden alınan örneklerde bugüne dek herhangi bir eşleşme olmadı. 
26 yıl boyunca dosyaya 9 savcı, yüzlerce polis baktı. İki kez özel ekip kuruldu, hiçbirinde sonuç alınamadı.
Gelinen aşamada özel birimin Çağla Tuğaltay'ın dosyasını da inceleyeceği öğrenildi.
YUSUF KAZDAL
9 yaşındaki Yusuf Kazdal 30 Mart 2009'da saat 10.00 sıralarında çöp atmak için dışarı çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.
Ailesi arkadaşlarına çocuğun nereye gitmiş olabileceğini sordu, onlar da saat 14.30'da eve gitmek için yanlarından ayrıldığını söyledi.
Baba Tahir Kazdal'ın bir arkadaşı, Yusuf'u saat 19.00 sıralarında marketin önünde gördüğünü iletti.
Kazdal ailesinin anlattığına göre Sonel, kendileriyle yakından ilgilendi. Hatta Tahir Kazdal o dönem “başbakan” olan Recep Tayyip Erdoğan'la görüştüğünde Sonel “Aferin, sen balığı baştan yakaladın.” dedi.

Ancak bir savcı, çocuğun ailesi tarafından öldürmüş olabileceği şüphesinden yola çıkarak mezarı kazdırdı. Sonra da yol çalışması nedeniyle kaldırıldı.
Tuncay Sonel'in Gülistan Doku'yla ilgili delilleri karartmakla suçlanıp tutuklanması, ailenin şüphelenmesine yol açtı.
Baba Tahir Kazdal, şunları söyledi:
"O zamanlar bir subay vardı. Sabah olunca beni yanına çağırdı. Dere kenarında bir pantolon bulduğunu söyledi. Pantolon çok büyüktü, Yusuf’a uygun değildi ve zaten onun da değildi. Yusuf’u benden daha çok görüyordu. Neyi kapatmaya çalıştı bilinmez.
“MANAVIN KAMERASI YUSUF ÖLDÜĞÜ GÜN ÇALIŞMIYORMUŞ”
"Evimizin köşesinde manav vardı. Manavın kamerası bir gün öncesinde çalışıyor ama Yusuf’un kaybolduğu gün çalışmıyor. Hesapta araştırmışlar, öyleymiş. O gün kameranın çöktüğünü söylediler. Bunlar aklımızda bir soru işareti oldu. Dosyamız kapanmış değil, savcımız araştırmalarına devam ediyor. İnşallah bir sonuç çıkar.
“Şimdiki olayları duyunca benim de canım sıkıldı. Acaba diyorum öyle midir? Yine de inanamıyorum. Benim bir ümidim var. O da bana pantolonu gösteren subayın ifadesidir. 'Onun ifadesi alındı' dediler ama alınmadı. Subay olduğu için çekimser kaldık. Herhangi bir olay olur diye sesimiz çıkmadı ama Allah bilir.”
Tepkiniz Nedir?
Beğen
0
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0